Bilim En Nihayetinde Bütün Sorulara Cevap Verebilir mi ? – Onur Kenan Aydoğdu

Bilim En Nihayetinde Bütün Sorulara Cevap Verebilir mi ? – Onur Kenan Aydoğdu

Nisan 20, 2022 0 Yazar: felsefelog

ÖZET


Bazı kimseler bilimi nihai yol olarak görmekte ve bilimin bize her şeyi açıklayacağını iddia etmektedirler. Bu iddia sahiplerine göre bilim tek doğru yoldur ve her türlü bilgimizi de yalnızca bilimle yani deneyle ve gözlemle edinmeliyiz. Bilim bugüne kadar bilmediğimiz şeyleri açıkladığı gibi bundan sonra da bilmediğimiz şeyleri de açıklayacaktır ve en nihayetinde bilim her şeyi açıklamış olacaktır. Bu yazımızda bu görüşün ne kadar tutarlı olduğuna bakacağız ve bilimin en nihayetinde her şeyi açıklayabileceği iddiasını bilimin varsayımları, temelleri, ahlak, mana gibi terimler ile birlikte inceleyerek , doğru olup olmadığını ele alacağız. Ve bilimin en nihayetinde her şeyi açıklayamayacağını hatta böyle bir şeyi iddia etmenin kendi içerisinde tutarsız olacağını göstermeye çalışacağız.


Anahtar Kelimeler: Bilim, Felsefe, Varsayım, Açıklama, Tutarlılık


CAN SCIENCE ANSWER ALL QUESTIONS?


ABSTRACT


Some people see science as the ultimate way and claim that science will explain everything to us. According to these claim holders, science is the only correct way and we should acquire all kinds of knowledge only through science, that is, through experimentation and observation. Just as science explains what we did not know until now, it will also explain what we do not know, and eventually science will have explained everything. In this article, we will look at how consistent this view is, and we will examine whether the claim that science can ultimately explain everything is true by examining the assumptions of science, its foundations, terms such as morality and meaning. And we will try to show that science cannot ultimately explain everything, and that it would be inconsistent in itself to claim such a thing.


Keywords: Science, Philosophy, Assumption, Explanation, Consistency


GİRİŞ


Bilim her şeyi en nihayetinde açıklar görüşü açıklamaya bahis olacak her şeyin bilim kapsamında olması iddiasını da beraberinde getirir. Bilimin açıklama kapsamında olmayıp da en az bir tane açıklama gerektiren bir konu varsa bu bilimin en nihayetinde her şeyi açıklayamayacağı manasına gelir.


Bilim her şeyi en nihayetinde açıklar iddiası daha çok ‘’God of the Gaps’’ yani Boşlukların Tanrısı argümanı iddiasını desteklemek üzerine ortaya atılır. Bu argümana göre insanlar açıklayamadığı yerleri Tanrı veya başka bir doğaüstü güç ile doldurur. Örneğin eski çağlarda insanlar açıklayamadığı doğa olaylarını doğaüstü güçlere atfederlerdi. Bilim zamanla bu doğa olaylarını açıkladı ve Tanrıya gerek kalmadı. Bilim aynı bu şekilde diğer her şeyi de açıklayacak ve en nihayetinde açıklanmayan boşluk da kalmayacak.


En başta God of The Gaps argümanının ‘’İnsanlar bilimin açıklayamadığı şeyleri Tanrı ile açıklar.’’ İddiasında yanlışlıklar vardır. Çoğu Tanrıya inanan insan bilimin açıklayamadığı değil tam tersine açıkladığı yerlere Tanrıyı koyar hatta bilimin açıkladığı yerlerden Tanrı’nın varlığına dair argüman üretir. Günümüzde Hassas Ayar argümanı buna verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Bilim bize evrendeki koşulların ince ayarlı olduğunu göstermiştir. Ve bilimin bize açıkladığı bu nokta aynı zamanda Tanrı varlığı lehinde de kullanabilmektedir. Bu argümandaki diğer bir yanlışlık da bilimin neyi açıkladığı ve Tanrının hangi anlamda
açıklama olarak kullanıldığının ayrımının yapılmamasıdır. Bu ayrım yapılmayınca bilimin açıklamaları ile Tanrı’ya dair açıklamaların birbiri ile yarıştığını hatta çeliştiğini düşünürüz. Halbuki gerçekte bu böyle midir?


Bilimin bize verdiği açıklamalar ‘’nihai’’ yani varılacak son açıklama olmaktan ziyade süreç açıklamasıdır. Tanrı veyahut doğaüstü açıklamalar ise varılacak son noktadır. Bilimin yapacağı açıklamalar ancak Tanrı’nın veyahut doğaüstü varlıkların evreni ve dahilini ‘nasıl’ ve hangi süreçle yarattığını anlatır ve bu iki açıklamada herhangi bir çelişki yoktur hatta tam tersine birbirini tamamlar. Konuyu daha iyi anlamanız için bir örnekle pekiştirmek istiyorum. Yemeğin nasıl yapıldığını sorsak nasıl cevap verirsiniz? Burada yapacağınız iki tür farklı açıklama olacaktır.

1) Gözlemlerinize ve deneylerinize dayalı olarak yemeğin nasıl yapıldığına dair mekanik açıklamalar; Yemeğe hangi maddeler katıldığı, ne kadar katıldığı, kaç dakika pişirildiği vesaire


2) Bu yemeği yapan irade,ilim sahibi (ki bu özellikler de deneye ve gözleme dahil değil) bir varlığın bu yemeği bizim gözlemleyip deneyleyemeyeceğimiz nedensel ilişkiler , yine bilimsel açıdan bilemeyeceğiz nedenlerle yaptığını ileri süren açıklamalar; Bu yemeği akşam ailesi için hazırlıyor, bu yemeği hazırlarken şu kadar konulacağına karar veriyor, şu maddenin konulacağını biliyor gibi


Şimdi bu iki açıklamanın birbiri ile çeliştiği söylenebilir mi? Gelin bu iki açıklamayı birleştirerek konuyu daha iyi anlamaya çalışalım;

‘’ Ahmet akşam çocukları için yemek hazırlamaya karar verdi. İlk yemek deneyimi olduğu için heyecanlıydı. Ama yemek yapma bilgisi de vardı bu yüzden yemeği yapmakta zorlanmadı. Bir miktar şundan bir miktar bundan koydu. Çocuklarının bu yemeği seveceğinden emindi.’’


Gibi bir açıklama sizce içinde çelişki mi barındırır yoksa birbirini mi tamamlar? Elbetteki birbirini tamamlar. Yemek yapma sürecinde mekanik süreçler olduğu gibi mekanik olmayan süreçlerde mevcuttur ve bu iki açıklama ancak birbirini tamamlar.


Bilimin verdiği açıklamalar ile Tanrı veyahut doğaüstü açıklamaların ilişkisi de böyledir. Big bang açıklaması ya da evrim açıklaması Tanrı inancını ortadan kaldırmayacağı, yerini doldurmayacağı gibi Tanrının hangi süreçlerle yarattığını göstermektedir ve de hatta varlığına dair de deliller taşımaktadır. Bu yüzden çoğu dindar bilim insanı için bırakın bilimin açıklamalarının doğaüstü açıklamaların yerini alabilmesini, yapılan açıklamalar din için yararlıdır ve de dindarlar için Tanrı’yı daha yakından anlamanın bir yoludur. Pek çok bilim insanı bilimin Tanrı’yı anlamanın yolu olduğunu defalarca dile getirmiştir. Sizlere bu konuda birkaç alıntı aktarmak istiyorum.

Atomları lazer ışığıyla soğutma ve hapsetme yöntemlerini geliştirdikleri için” Claude CohenTannoudji ve Steven Chu ile birlikte 1997 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan fizikçi William Daniel Phillips;


”Tanrı’ya inanıyorum. Aslında, yaratılışta hareket eden ve onunla etkileşime giren kişisel bir Tanrı’ya inanıyorum. Fiziksel evrenin düzenine ilişkin gözlemlerin ve yaşamın gelişimi için evrenin koşullarının görünüşte olağanüstü ince ayarının, akıllı bir Yaratıcının sorumlu olduğunu gösterdiğine inanıyorum.”


Temel elektrik yükü ve fotoelektrik etki üzerine çalışmaları ile 1923 Nobel Fizik Ödülü’nü
kazanan Amerikalı deneysel fizikçi Robert Andrews Millikan;


”Bilim bize bir düzen ve güzellikler evrenini, kapris tanımayan bir evreni, bilinebilir ve düzen içinde hareket eden bir evreni göstermeye başladı. tahmin edilebilir bir yol, güvenilebilecek bir evren; tek kelimeyle, yasa aracılığıyla işleyen bir Tanrı.”


Amerikan Nobel Ödüllü fizikçi ve eğitimci Charles Hard Townes;

“Bütün bilim bir anlamda evrendeki düzen inancından geliyor bence. Bu, bilimsel inancın bir parçasıdır, düzen ve güvenilirlik vb. vardır ve bu, tek bir Tanrı olduğu Yahudi-Hıristiyan geleneğinin bir parçasıdır.”


Alıntılarda gördüğünüz gibi bilimin açıklamaları Tanrı inancının yerini almak şöyle dursun bize gösterdiği hassas ayar, düzen gibi şeyler Tanrı’ya olan inancımızı ve hayretimizi artırmaktadır. Hatta bilimi yapılabilmemizi sağlayan düzen de yine belirtildiği gibi dinin de bir parçasıdır ve bu açıdan din-bilim birbirini de desteklemektedir. Bu konuda Ahmet Cevizci’den şu alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum;

“Gerçekten de, dinlerin baştan sona rasyonel oldukları söylenebilir. Onlar, bu rasyonaliteyi, elbette, kendilerine borçludurlar. Çünkü her din, bir düzen hipotezi veya kabulüne dayanır; ve düzen, ister doğada ve ister toplumda olsun, hep rasyonel bir şeydir. Dinler, işte bu düzeni Tanrı’nın eylemiyle açıklarlar. “

Bilimin açıklamaları Tanrı inancı , dini inanç ile çelişmemekte birbirlerini de desteklemektedirler. Bu noktada sizlere bilimin açıklamalarının herhangi bilimden başka bir açıklama türüne alternatif olamayacağını, çelişmeyeceğini hatta tersine birbirini tamamlayacağını göstermeye çalıştım. Asıl sorun bilimin bir şeyleri açıklamasında değil, giriş kısmının en başında belirttiğimiz gibi her şeyin bilimin açıklamalarından ibaret olmasında yani bilimin açıklayamadığı şeylerin olmayacağını iddia etmektir. Giriş kısmında bilimin açıklamalarının herhangi bilimsel olmayan bir açıklamaya alternatif olamayacağını kısaca göstermek istedim, ana bölümde de bilim en nihayetinde her şeyi açıklar iddiasını her şeyin bilimin açıklamalarından yani gözlem ve deneyden ibaret olması açısından ele alacağım.


ANA BÖLÜM


Bilim her şeyi açıklar, her şey gözlem ve deneyden ibarettir açıklaması bilime ait bir iddia değildir. Bilimin böyle bir iddiası da yoktur. Bu iddia, giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi bilimi doğaüstü açıklamalara karşı kullananların iddiasıdır. Bilimin açıklamalarının doğaüstü herhangi bir açıklamaya zararı yoktur lakin her şey bilimin açıklamalarından ibarettir, bilimin açıklayamadığı yoktur gibi bir anlayış doğaüstü açıklamalardan önce hemen hemen her şeye zararlıdır. Gelin bunu biraz açalım.


Bilim her şeyi açıklar iddiası temelinde her şeyin gözlem ve deney kapsamında olmasından kaynaklıdır. En başta ‘’Her şey gözlem ve deney kapsamlıdır.’’ İddiasının kendisi herhangi bir gözlem ve deney kapsamında olmadığından böyle bir iddia kendi kendisini çürütecektir. Bizim her şey bilimsellikten ibarettir iddiamıza herhangi bir bilimsel dayanak getiremeyeceğimizden ötürü hem bu iddiayı hem her şeyin bilimsel olduğunu savunamayız. Bilimin her şeyi açıklayacağı yani her şeyin bilimsellikten ibaret olduğu iddiasının bizzat kendisi metafiziktir.

Tutarsızlık sadece bununla da ibaret değildir. Bilim her şeyi açıklar, her şey bilimseldir önermesinin doğru olabilmesi için bilimselliğin yani bilimin, bilimsel olmayan hiçbir şeye dayanmaması lazım. Halbuki bilim felsefesi yapan herkes bilir ki daha en başta bilimden bahsedebilmemiz için bilimsel olmayan pek çok şeyi kabul etmek zorundayız. Bunlar dış dünyanın gerçekliği , evrenin anlaşılabilir olması , bizim evreni anlayabiliyor olmamız , bilişsel yetilerimize güvenebilmemiz ,doğada yasaların olması ve bu yasaların evrensel oluşu , evrende düzen olması, bilim yapmanın değerli oluşu gibi pek çok varsayımdır. Bu varsayımlar bilim için vazgeçilmezdir ve bu varsayımlar olmadan bilimden konuşmak da söz konusu değildir. Bilim bu varsayımları hiçbir zaman açıklayamayacak, kanıtlayamayacak çünkü bilim zaten bu varsayımların üzerine inşa edilmektedir.

Bilim neden bu varsayımları açıklayamaz, kanıtlayamaz bunu Alper Bilgili’nin bilişsel yetilerimize güvenmekle alakalı şu sözlerine yer vererek bilişsel yetilerimiz üzerinden açıklamak istiyorum;


”Bilişsel yetilerimizin güvenilir olduğunu ispatlamak için bilime atıfta bulunamayız, çünkü
bilim de varlığını, bilişsel yetilerimize güveneceğimiz kabulüne borçludur.”


Alper hocanın da belirttiği gibi bilim bize bilişsel yetilerimizin doğruluğu hatta varlığı hakkında hiçbir şey söyleyemez çünkü bilimin kendisi zaten bilişsel yeteneklerimizin olduğu ve de ona güvendiğimiz kabulü ile yapılır. Bilime bu kabul ile başlarken bilim nasıl bizim bilişsel yetilerimiz hakkında konuşabilir? Eğer bilişsel yetilerimizi hakkında konuşmak için bilime ihtiyaç duysak da bu içinden çıkılmaz bir hal alırdı çünkü hem bilişsel yetilerimize güvenerek bunu kabul ederek bilim yapmaya başlayacağız hem de bilimle bu güvenceyi doğrulayacağız. Bu tam bir paradoks olur. Her daim bilişsel yetilerimize güvenmemiz
bilimden önce gelmek zorundadır. Bilişsel yetilere olan güvenin bilimden gelmediğini her şeyi bilimle açıklamaya çalışanlarda itiraf etmektedirler ve her şey bilimle açıklanırsa bilişsel yetilerine güvenemeyeceklerini dile getirirler. Darwin bunlardan birisidir; Darwin, daha aşağı hayvanlardan evrimleşen insan zihninin kanaatlerine güvenilip güvenilmeyeceğine dair “korkunç şüphenin” (horrible doubt) kendisinde sıkça göründüğünü ifade etmiştir. Ünlü natüralist (her şeyin gözlem ve deneyden ibaret olduğunu savunan görüş) evrimci biyolog J. B. S. Haldane, şu sözleriyle natüralist paradigma içerisinde zihne güven duymanın zorluklarını itiraf etmektedir:

“Eğer zihinsel süreçlerim tamamen beynimdeki atomların hareketleri tarafından belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymam için hiçbir gerekçe yoktur… ve dolayısıyla beynimin atomlardan oluştuğunu varsaymak için de hiçbir gerekçem yoktur.”


Haldane, Darwin gibi pek çok kişinin belirttiği gibi eğer doğalcı yani her şeyin gözlem ve deneyden ibaret olduğu anlayışına sahipseniz, bilişsel yetilerinize güvenmek için de hiçbir sebep yoktur. Ya bilişsel yetilerinize bilime dayanmadan güveneceksiniz ya da bilime dayanmadığı için bilişsel yetilerinize güvenmeyeceksiniz ki böyle bir anlayış bilim için de felaket olur çünkü bilim , bilişsel yetilerimize güvenerek yapılmaktadır.


Bu kısa örnekten de anlayacağız üzere bilimin varsayımları her daim olmaya devam edecek ve bilim bu varsayımlar konusunda bize hiçbir şey söyleyemeyecek. Bilim her şeyi açıklayamaz çünkü eğer her şey bilimsel olsaydı en başta bilimin kendisi olmazdı. Bu yüzden “Gödel’in 1930’larda ispatladığı gibi hiçbir analitik düşünce kendini kanıtlayamaz;dolayısıyla bütün fizik bilimleri bir metafizik ilke üzerine kurulmalıdır.” Kuantum elektrodinamiği ve kuantum alan kuramı konularına katkıda bulunmuş Alman fizikçi Walter Heinrich Heitler dediği gibi ”Modern teorik fizikçi de, bilerek ya da bilmeyerek, en az bir metafiziksel ilkenin güdümündedir. Doğanın yeni yasalarını bulma çabasında o, bu yasaların matematiksel olarak basit ve açık bir biçimde dile getirilebileceği inancını taşır. Böyle bir inancın güdümünde olmaksızın, fiziğin bir tek genel yasasını bulma olanağı düşünülemez bile.”


Bilimin her şeyi açıklayabileceği iddiasının yanlışlığı sadece bilimin varsayımları ile de sınırlı değildir. Bilimin varsayımdan bağımsız olarak bilimin açıklayamadığı hatta hiçbir zaman açıklayamayacağı pek çok şey mevcuttur. Bunlardan bazıları ahlak, bilinç, anlam gibi konulardır.

Ünlü filozof Bertnard Russel ahlakın bilimle açıklanamayacağı hakkındaki görüşlerini şu sözlerle ifade eder;

“Bilimin değerler konusunda söyleyeceği hiçbir şey yoktur. ‘İyilik zorbalıktan daha çok istenir’ gibi önermeleri ortaya koyamaz.”

‘’Bilim, kendi başına, bize bir etik sağlayamaz. Bize belirli bir hedefe nasıl ulaşacağımızı gösterebilir ve bazı hedeflere ulaşılamayacağını gösterebilir. Ancak, elde edilebilecek hedefler arasında, seçimimiz tamamen bilimsel düşüncelerden başka bir şekilde çözülmelidir.’’


Nobel Fizik Ödüllü Avusturyalı ünlü fizikçi Erwin Schrödinger de ahlak konusu da dahil olmak üzere bilimin açıklayamadığı konulara ve sınırlarına şu sözleriyle değinmektedir;


“Çevremdeki gerçek dünyanın bilimsel resminin eksik olması beni çok şaşırttı. Çok fazla gerçek bilgi verir, tüm deneyimlerimizi muhteşem bir şekilde tutarlı bir düzene sokar, ancak kalbimize gerçekten yakın olan ve bizim için gerçekten önemli olan herkes hakkında korkunç bir şekilde sessizdir. Bize kırmızı ve mavi, acı ve tatlı, fiziksel acı ve fiziksel zevk hakkında bir kelime söyleyemez; güzel ve çirkin, iyi ya da kötü, Tanrı ve sonsuzluk hakkında hiçbir şey bilmiyor. Bilim bazen bu alanlardaki soruları cevaplıyor gibi davranıyor, ancak cevaplar çok sık o kadar aptalca ki onları ciddiye almaya eğilimli değiliz.”


“Bilim bize müziğin bizi neden sevindirdiği, eski bir şarkının bizi neden ve nasıl gözyaşlarına sürükleyebileceği hakkında bir kelime söyleyemez.”


‘’ Renk hissi, fizikçinin ışık dalgalarının nesnel resmi tarafından açıklanamaz.’’


Amerikalı yazar ve eğitimci Neil Postman da bu konudaki görüşlerine şu ifadelerle dile
getirir;


“Ama sonuçta bilim çoğumuzun ihtiyaç duyduğu cevapları sağlamıyor. Kökenlerimizin ve sonumuzun hikayesi, en azından söylemek gerekirse, tatmin edici değildir. “Her şey nasıl başladı?” Sorusuna bilim cevapları, Muhtemelen bir kaza sonucu. “ Her şey nasıl bitecek? ” Sorusuna bilim cevap verir, Muhtemelen bir kaza sonucu. Ve birçok insan için tesadüfi hayat yaşamaya değmez. Üstelik bilim tanrısının, neden buradayız sorusuna da bir cevabı yok. ve bize hangi ahlaki talimatlar veriyorsunuz? sorusuna bilim tanrısı sessizliğini sürdürür.”

Alıntıladığımız kişilerin belirttiği gibi bilim bize iyi,kötü,acı,tatlı hakkında bir şey söyleyemez, hisler , algılar, anlamlar konusunda bir şey söyleyemez. Doğa bilimleri, Beethoven’ın Serdar Ortaç’tan daha iyi bir bestekâr olduğunu ispatlayamaz, şu an rüyada olmadığımızı kanıtlayamaz, insanları gaz odalarında yakmamak gerektiğini öğretemez, hayatımızı neye adamamız gerektiğini belirleyemez. Bununla beraber bu durum bilimin eksikliği olarak görülmemelidir. Çünkü bunlar, bilimin sınırlarını aşan konular ve sorulardır.


Bilimin açıklayamadığı bir diğer konu da sahip olduğumuz bilinçtir. Bilinç asırlardan beri ‘’Zor Problem’’ olarak adlandırılmaktadır ve bundan sonra da öyle adlandırılacağı gözüküyor. Bilinçli olmak ne demek? Bilinçli nasıl olunur? Şuan bu yazıyı okuyan sizlerin şuanda zihninde oluşan görüntüleri nasıl bilebiliriz? Hissettikleriniz nelerdir? Vb. şeylere gözlem ve deneyle cevap veremeyiz. Bu zor problemi kendisi de naturalist olan ünlü bilim felsefecisi Michael Ruse şu şekilde ifade ediyor;


“Bir tutam atomun niye düşünce kabiliyeti olsun ki? Niye ben, şu yazıyı yazarken bile ne yaptığım üzerinde düşünebiliyorum; ya da niye siz, yazdıklarımı okurken, ileri sürdüğüm fikirler hakkında, benimle aynı fikirleri paylaşarak ya da onları reddederek, hoşnutlukla veya canınız sıkılarak, bana karşı çıkmaya hazırlanarak veya fikirlerimin buna bile değmeyeceğini düşünerek kafa yorabiliyorsunuz ki? Kimsenin, hele de bir Darwinistin, bu sorulara bir cevabı yoktur. Mesele şu ki, bu sorulara bilimsel bir cevap verilemez.”


Finlandiyalı bilişsel sinirbilimci, psikolog ve zihin filozofu Anti Revonsuo ‘’Bilinç: Öznelliğin Bilimi’’ kitabında bilincin öznelliği konusunu şöyle açıklamaktadır;


‘’Betimlenebilen ve açıklanabilen nitelikler, herkes tarafından ve nesnel olarak gözlemlenebilir: Uygun teknik araçlar sağlandığında, herhangi bir kimse, örneğin beyindeki nöron ateşlemeleriyle ilgili bir ölçümü veya gözlemi yapabilir. Beyinde ateşlenen nöronların bulunduğu ve bunların belirli bir değerde veya frekansta ateşlendikleri olgusu nesnel bir olgudur. Nöral fenomen, onu gözlemlememizden bağımsız olarak vardır ve varlığı, farklı insanların birbirlerinden bağımsız biçimde yaptığı pek çok farklı gözlem ve ölçümle doğrulanabilir veya yanlışlanabilir. Nöral ateşlemeyi dünyayla ilgili nesnel bir olgu haline
getiren şey de budur.

Fenomenal bilinç ise bundan farklıdır (fenomenal bilincin tanımlarından biri için bkz. Bölüm 3, Kesim 3. 1). Kendinizi coşkulu bir mutluluk içinde hissetmeniz, dişinizde ağrı duymanız veya havada süzüldüğünüze dair canlı bir rüyayı deneyimlemeniz özneldir. Sizin dışınızda hiç kimse ne o deneyimlere sahip olabilir veya onları gözlemleyebilir ne de onların varlığını sizin gibi kesin bir şekilde doğrulayabilir, yanlışlayabilir veya deneyimsel niteliğini bilebilir. Beyninizdeki etkinliği en son beyin görüntüleme teknolojisiyle görüntülesek bile, en fazla, beyindeki nöral veya metabolik etkinlik örüntülerini görebiliriz. Nesnel ölçümler vasıtasıyla, deneyimlerinize az da olsa benzeyen hiçbir şey göremeyiz. Bu deneyimler tek bir kişide yani sizde, sizin birinci-şahıs bakış açınızda, sizin öznel psikolojik gerçekliğinizde mevcuttur.


Sorun şu ki, bilim, yalnızca nesnel, üçüncü-şahıs bakış açısı üzerine inşa edilmiştir. Sadece bu bakış açısından incelenebilen şeyler “gerçek” olarak kabul edilir. Fiziksel varlıklar ya doğrudan duyu organlarıyla ya da dolaylı olarak, araştırma aletleri üzerine bıraktıkları etki aracılığıyla herkes tarafından gözlemlenebilirler. Nedensel etkileri olan güçlere sahiptir ve fiziksel dünyada belirli nedensel rolleri gerçekleştirirler. Başka fiziksel varlıklardan veya niteliklerden oluşurlar ve bu yüzden büyük-ölçekli varlıklar mikrodüzeydeki varlıklara ayrıştırılabilir. Fenomenal bilincin bu ilkelere uymadığı görülüyor. Doğrudan veya işlevsel beyin görüntüleme cihazları gibi aletlerin (en azından şimdiye kadar geliştirilen aletlerin) yardımıyla gözlemlenemez. Deneyimin fenomenal unsurları veya özellikleri, işlevsel veya nedensel rollere analiz edilemezler ki bu yüzden, işlevselcilik hiçbir zaman bilinçle ilgili bir kavrayışa ulaşamamıştır. Deneyimin niteliksel özelliklerinin -beyazlık, acı vericilik, tatlılık, yumuşaklık, mutluluk gibi- nöronlar veya moleküller gibi alt düzeylerdeki mikroskobik fiziksel varlıklardan oluşmadığı görünüyor. Bu yüzden, peşinden doğal bir şekilde bilinçle ilgili bir açıklamanın geleceği bir beyin kuramına ulaşmak imkansız gibi duruyor. Çünkü diğer tüm fiziksel sistemler gibi beyin de, nesnel fiziksel, kimyasal ve biyolojik terimlerle tam olarak betimlenebilir. Fakat bu tür bir betimleme bilincin niteliksel , öznel özelliklerine dair
bir izahı hiçbir şekilde içermez veya bizi böyle bir izaha yöneltmez.

Daha kötüsü de var: Nesnel yaklaşım, bilinci açıklayamaması bir yana varlığını dahi kabul edemez. Dünyaya yönelik üçüncü-şahıs fizikselci bakış açısına sıkıca bağlandığımız takdirde fenomenal deneyimin nitelikleri tümüyle ortadan kalkacaktır. Fiziksel dünyada, öznel nitelikler olarak deneyimlediğimiz renkleri -mavilik, yeşillik, kırmızılık, sanlık, beyazlık, siyahlık- bulabileceğimiz hiçbir yer yoktur. Bunlar, görülebilir dalga boyu içindeki

elektromanyetik ışımanın nitelikleri değildir. Işıma, farklı renklere boyanmış fotonlardan değil enerjinin farklı dalga boylarındaki fotonlardan oluşur. Gözlerimizin duyarlı olduğu elektromanyetik enerjide (görülür ışık gibi), elektromanyetizma hakkındaki fiziksel kuramlarımızın anlattığı kadarıyla, renk görme deneyimimize az da olsa benzeyen hiçbir şey yoktur. Aynı şey deneyimlerimizin diğer nitelikleri için de geçerlidir. NaCl’de (bildiğimiz tuz), fenomenal bilincimizde tattığımız “tuzlu” niteliğini oluşturan hiçbir şey yoktur. NaCl kimyasal olarak basit bir moleküldür; içinde saklı hiçbir tat barındırmaz .

Eğer deneyimin nitelikleri dışarıdaki fiziksel uyaranlarda değilse, belki de içimizdeki beyin etkinliklerinde bulunabilir. NaCl’yi tatmak (veya bir rengi görmek) tabii ki beyin etkinliğinde gerçekleşen belirli değişikliklerle bağıntı gösterir. Fakat nöral değişimleri betimlemek veya ölçmek, deneyimin tuzlu niteliğini bulmak anlamına gelmeyecektir. Tuzu tattığımızda veya görsel alanımızda maviliği deneyimlediğimizde beyindeki bazı nöronların belirli bir şekilde ateşlendiği ifade edilebilir. Ancak, nörobilimin anlattığı kadarıyla, nöral etkinliklerde niteliksel olarak tuzlu veya mavi hiçbir şey yoktur. Deneyimin niteliklerinin nasıl ortaya çıktıklarına veya neden şu nöral etkinliklerle değil de bu nöral etkinliklerle bağıntı gösterdiklerine dair hiçbir fikrimiz yok. Şu halde tekrar İzah Gediği’ne dönüyoruz -öyle görünüyor ki öznellik, bilimin nesnel dünyasında bir yere oturmuyor.’’


Dr.Quantum lakaplı fizikçi Fred Alan Wolf da bilincin materyalizme indirgenemeyeceği görüşündedir. Hatta kendisi koyu naturalist olan Dawkins de bilincin bilim tarafından açıklanamadığını ve bunun zor bir problem olduğunu kabul etmektedir. Ünlü psikiyatr analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung da bilincin uzay ve zamanla sınırlandırılmadığını ve ancak bir cahilin bu gerçekleri inkar edeceğini ifade etmektedir.


Gördüğünüz üzere bilimin açıklayamadığı pek çok konu vardır ve bu yüzden bilimin her şeyi açıkladığını, açıklayacağını iddia eden kişiler bu iddialarından vazgeçmemek için çareyi bu konuları inkar etmekte bulur. Örneğin bilimin her şeyi açıklayabileceği iddiasında olan Dawkins iyi ve kötünün olmadığını söylemekte , Daniel Dennet bilinci inkar etmektedir. Açıkçası böyle bir davranış çaresizlikten başka bir şey değildir.

Şunu da belirtmek de fayda var. Bilimin varsayımları ve varsayımlarından farklı olarak açıklayamadığı başka şeyler olmasaydı bile bilim yine her şey açıklayamazdı. Yani her şey bilim kapsamında yani gözlem ve deney kapsamında olsaydı bilim yine her şeyi açıklayamazdı çünkü ne keşfedersek keşfedelim ardında keşfedilecek yeni bir şey olurdu. Yeni bir gezegen, yeni bir yıldız, yeni bir galaksi… Bunu daha iyi anlamanız için şöyle bir örnek verebiliriz. Sayı doğrusunu ele alırsak, tespit edeceğimiz her şey sayı doğrusundan
ibaret olsa bir yine her sayıyı tespit edemeyiz çünkü sayıp bitirelemeyecek kadar sayı vardır. Aynı bu şekilde her şey gözlem ve deney kapsamından ibaret olsaydı bile gözlem ve deneyle bitirelemeyecek çok şey olurdu.


Nobel Ödüllü teorik fizikçi ve matematikçi Eugene Paul Wigner belirttiği gibi ”Fizik, doğayı açıklamaya çalışmaz. Aslında fiziğin büyük başarısı, hedeflerinin kısıtlanmasından kaynaklanmaktadır: yalnızca nesnelerin davranışındaki düzenlilikleri açıklamaya çalışır.”



SONUÇ

Bilimin her şeyi açıklayabileceği iddiası bizzat iddianın kendisiyle birlikte çelişmekle beraber bilim yapmamıza olanak sağlayan pek çok varsayımla çelişmekte ve bizi bilim yapamaz hale getirmektedir. Böyle bir iddianın bize verdiği zarar sadece bilimin varsayımları noktasında kalmamakta bizler için önem arz eden ahlak, bilinç, anlam gibi konularda da bizleri zora sokmakta ve elimizi kolumuzu bağlamaktadır.


Her şeyin bilimsellikten ibaret olduğu iddiasının en az 3 çürütenine bu yazımızda yer verdik. Bu 3 çürüteni şu şekilde özetleyebiliriz;


1) Her şeyin bilimsel olması iddiasının kendisinin bilimsel olmaması ve kendi kendisi çürütmesi. (Self-defeating)


2) Bilimin , bilimsel olmayan ve bilimselliğe imkan tanıyan varsayımları olması


3) Bilimsel olmasa dahi varlığından emin olduğumuz ahlak,anlam,benlik,bilinç,his gibi benzeri şeyler

Bu 3 tane önerme, her şeyin bilimsel olduğu iddiasını çürütmek için bizlere yeterlidir hatta sadece ilk önerme bile bu iddiayı çürütmeye yeterlidir. Elbette her şeyin bilimsel olduğunu çürüten deliller bunlarla sınırlı değildir. Biz sadece bazılarını bu yazıda ele aldık.


Bu yazıda aynı zamanda bilimin bizlere yaptığı süreç açıklamasının, düzen açıklamasının da herhangi bir metafizik açıklamanın yerini almadığını, onla çelişmediğini tam tersine birbirini tamamladığını , doğaüstü varlıklara inanan kişiler için bilimin bu tarz açıklamalarının dini açıdan önemli olduğunu ve Tanrı’yı daha iyi tanımanın hatta Tanrı’nın varlığına delil olmanın yolu olacağını gösterdik.


Bilim en nihayetinde her şeyi açıklayamayacağı gibi böyle bir iddia bilimin kendisine ve de pek çok konuya zarar vermektedir aynı zamanda bilimin yapabildiği açıklamaların da herhangi bilim dışı bir açıklamanın yerini almak ya da onu yanlışlamak gibi bir iddiası ve amacı da yoktur.


Yazar: Onur Kenan Aydoğdu


Kaynak: Onur Kenan Aydoğdu, Bilim En Nihayetinde Bütün Sorulara Cevap Verebilir mi?, https://www.academia.edu/50948925/B%C4%B0L%C4%B0M_EN_N%C4%B0HAYET%C4%B0NDE_B%C3%9CT%C3%9CN_SORULARA_CEVAP_VEREB%C4%B0L%C4%B0R_M%C4%B0_ , Erişim Tarihi: 21.04.2022


Kaynakça


Ahmet Cevizci, Felsefeye Giriş, Sentez Yayınları, 2007.


Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?, Doğu Kitabevi, 2018


A.Kadir Çüçen, Bilim Felsefesine Giriş, Sentez Yayınları 2013


Antii Revonsuo, Bilinç: Öznelliğin Bilimi, Küre Yayınları, 2016


Bertrand Russell, Din ile Bilim, Yapı Kredi Yayınları, 2019


Bilinç ve Ölüm – Carl Gustav Jung, https://youtu.be/vBSO1u1lvL4, Erişim Tarihi: 20.06.2021


‘Bilim bizi bilimden kurtarmak için’, New York Times Dergisi (19 Mar 1950). (Ed M. Gardner topladı.), Bilimde büyük denemeler (1950), 396-397.


Caner Taslaman & Enis Doko, Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası, İstanbul Yayınevi,2019


Cemal Yıldırım , Bilim Felsefesi,Remzi Kitabevi


Doğan Özlem, Bilim Felsefesi, Notos Kitap Yayınevi, 2010


Erwin Schrödinger, ‘Doğa ve Yunanlılar’ ve ‘Bilim ve hümanizm’


Erwin Schrödinger, My View of the World (Cambridge: Cambridge University Press, 1964), 93.


Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin Including an Autobiographical Chapter, John Murray, London, 1887, cilt 1, s. 315-316.

Fred Alan Wolf – Is Consciousness an Ultimate Fact?, https://youtu.be/a1A2xdv-X6k, 20.09.2021


J.B.S. Haldane, Possible Worlds, Transaction Publishers, New Brunswick, 2001, s. 209.


John Hick, Philosophy of Religion, (New Jersey: Printice-Hall,1973),s.49


John Losee, Bilim Felsefesine Tarihsel Bir Giriş, Dost Kitabevi Yayınları, 2008


John R. Searle, Bilincin Gizemi, Küre Yayınları, 2018


Lee Strobel, Hani Tanrı Ölmüştü, Ufuk Yayınları, 2013


Mike Hockney, Richard Dawkins: The Pope of Unreason ( Mantıksızlığın Papası: Richard Dawkins) page 2


Olaylar, Doğa Kanunları ve Değişmezlik İlkeleri’, Nobel Dersi (12 Aralık 1963). içinde Nobel
Teorik: Fizik 1963-1970 (1972), 6.


Richard Dawkins mantıksızlık abidesi karşısında kanser oluyor, https://youtu.be/OJKhm7FCTUo, Erişim Tarihi: 20.09.2021


Richard Dawkins, River Out of Eden: A Darwinian View of Life , Basic Books/Harper Collins, New York, 1995, s. 132-133.


Science and Religion. New Haven: Yale University Press, 79


Stephan Hawking-Kara Delikler,Alfa yayınları ,30. Baskı,Türkçe basına önsöz,s. 9


Tarner dersinde, Trinity College, Cambridge (Ekim 1956),’ Bilim ve din’, zihin ve Madde (1958), 90. Ayrıca, tahsil Nedir Hayat?: Zihin ve madde ve otobiyografik Eskizlerle (1992, 2012), 154.

Tihomir Dimitrov, 50 Nobel Laureates And Other Great Scientists Who Believe In God, s. 19 (Derleyici T. Dimitrov’a bir mektup. 19 Mayıs William D. Phillips’in izniyle yeniden basılmıştır.)


Townes, Palmer 1997, cilt 17’de alıntılanmıştır.


W. Heitler, Man and Science, s. 8.